Avusturya Viyana

27 Ağustos Cumartesi Avusturya-Viyana


  Sabah saat 06:00 Viyana Hütteldorf Tren istasyonundayız, ama ne yazık ki istasyonun içine girince yanlış istasyonda indiğimizi anlıyoruz, burası küçücük bir yer tabi hangi istasyona gitmemiz gerektiğini ve nasıl gideceğimizi anlamamız biraz zamanımızı alıyor çünkü doğru dürüst bir şey soracak yerde yok açık olan yerde yok en sonunda bir adama soruyoruz oda sağ olsun tarif ediyor ve trene binip birkaç durak gitmemiz gerektiğini söylüyor. Bizim Westbahnhof istasyonuna gitmemiz lazım birazdan tren geliyor ve biniyoruz kimse daha bilet kontrol falan yapmadan inmiş olduk bile, saat 07:00 oldu bile önce etrafı keşfediyoruz, Emanet kasaları buluyoruz. Ardından nasıl kahvaltı yaparız İskender ben tuvalete gidip çay yapayım diyor tuvaletlerde genelde elektrik var ısıtıcımızla yapıp termosa koyuyor her zaman ama gitti tuvalete 50 sentte verdi ama geldiğinde elektrik yoktu dedi sinir olduk sonra gene gezinmeye başladık ve çöp kovasının yanında priz bulduk tamam burada yapalım diyoruz  çayı yapıp termosa koyuyoruz o arada istasyondaki pastane gibi olan yer açılıyor 1-2€ ya kruvasan falan alıyorum oturup bir yerde kahvaltımızı yapıyoruz. Daha sonra emanet kasalara gidip çantalarımızı yerleştiriyoruz ve sırt çantalarımızı alıyoruz. Biz bu işlerle uğraşırken saat baya oluyor tabi birde gidip akşama PRAG trenini ayarlıyoruz. Saat 22:08 de buradan kalkacak olan trene 10€ vererek rezervasyon yaptırıyoruz yalnız sabah 04:00 da PRAG da olacak şu tren 23:00 olsaydı da sabah 05:00 varsaydı olmaz mıydı yani sabahın köründe ne yapacağız oralarda neyse yapacak başka bir şey yok aldık biletlerimizi, ayrıca information dan harita da aldık düştük yollara bu istasyondan metro hatları kalkıyor gezeceğimiz yerleri belirleyip hangi metroya bineceğimize bakıyoruz, U3 nolu metroya binip birkaç durak sonra iniyoruz. Dikkatimizi çeken şey diğer ülkelerde de şehir içi ulaşıma para vermedik tamamda ama genelde insanlar kart okutuyorlardı bu Viyana olduğu gidi bedava metro dan geçerken turnikeler bile yok hatta İskender hemen bilet almak istedi tabi ki ama turnike falan olmadığını görünce “bu nasıl memleket lan” dedi J yani anlayacağınız şehir ulaşımda Viyana süperdi metrosu da süper olduğu için tüm gün bir durak için bile metroya bindik indik çok güzeldi, şehir içi ulaşım Viyana 1 numara diyoruz. Neyse gelelim gezmelere Viyana merkezinde opera binası, güzel sanatlar müzesi, parlemonta binası, tarihi şehir meydanı, üniversiteyi gördük ve daha sonra yine benim görmeyi çok arzuladığım Schönnbrun sarayına gidiyoruz tabi burası şehir merkezine baya uzak metroyu kullanıyoruz, burası yazlık saray olarak kullanılıyormuş, inanılmaz geniş bir arazinin üstüne kurulmuş uzaktan bakınca öyle saraya falan benzemiyor aslında, tam karşısına gelince anlıyorsunuz hem heybetini hem de park ve bahçesinin ne kadar göz alıcı olduğunu, esas benim dikkatimi çeken bu sarayın bahçesi dedim ya çok geniş ama etrafında ne bir demir nede kilitli kapılar var herkes rahatlıkla giriyor içeriye spor yapanlar piknik yapanlar bisikletçiler ne ararsanız var insanlar çok rahat ve hiçbir kısıtlama yok bizde olsa böyle bir yere girebilmek için kaç türlü aramadan geçerdik merak ediyorum. Burada tabi 1-2 saat kadar oyalandık, her tarafı gezmek fotoğraf çekmek baya bir zamanımızı aldım. Viyana soğuk denecek düzeyde, daha doğrusu sabah iyiydi de şu an inanılmaz rüzgar var üşümeye başladım. Buradaki geziyi de bitirdikten sonra çıkıyoruz yola adres; Viyana şehrinin sembollerinden biri olan: “Riesenrad” yani “Dönme Dolap”, bu dönme dolap: 1896 yılında, İmparator I.Franz Joseph’in  tahta çıkışının 50.yılı anısına, İngiliz mimar Walter B.Basset tarafından yapılmış. Yüksekliği: 65 metre imiş. İlk önce, 30 vagon olarak yapılan sistem, II.Dünya Savaşı sırasında yakılmış. Ancak: 1947 yılında, yeniden yapılarak hizmete açılmış. Günümüzde, Orta Avrupa’nın en büyük ve dünyanın en eski dönme dolabı olarak biliniyor 8,5€ vererek dönme dolap biletimizi aldık içeride küçük birde müze var orayı gezdik ve sırada bekliyoruz. Dönme dolap küçük tren şeklinde içine sayıyla insan alıyorlar, sanırım biz 12 kişi idik. Yalnız boşalması ve dolması baya bir zaman alıyor çok yavaş alet eskiliğinden midir bilinmez yavaş yavaş yükseliyoruz, yükseldikçe İskender tedirgin J gülüyorum haline ama manzara müthiş geniş açı, tele her bişeyle çekiyoruz fotoğrafları ama hava kapalı en kötü yanı güneş yok ve rüzgar olabildiğince hızlı,  yukarıdaki vagonları sarsıyor rüzgarın sesi inanılmaz, İskender sesleri duydukça kendinden geçiyor niye bindik ne işimiz var falan demeye başladı. J Neyse fazla sürmüyor zaten 15-20 dakika sonra aşağıdayız bu lunapark ta başkada bir şeye binmiyoruz donduk çünkü hemen gidelim buralar soğuk herhalde diyoruz, inanılmaz bir rüzgar var nerdeyse beni savurup yere atacak üzerimizde kısa kollu tişörtler benim birde yanımdan hiç ayırmadığım şalım var sarılıp kalıyorum. Koştur koştur metro ya varıyoruz. Tekrar şehir merkezine son olarak birkaç yer daha kaldı ayrıca kek yemek ve çay içmek istiyorum ve akşam yemeği için markete gitmemiz gerekiyor. Ama şehir merkezine indiğimizde aynı soğuk havanın burada da hakim olduğunu görüyoruz öyle böyle değil, nasıl memleket burası diye söyleniyoruz, geldiğimiz yer Viyana nın en ünlü caddesi tüm ünlü markalar burada gerçi sokaklarda pek kimse yok hava öyle soğuk ki millet kaçışıyor resmen, kek ve kahve dükkanları var her tarafta; var olmasına varda burada bir kek yemek istesek kaç para veririz merak etmiyorum, gayet kaliteli yerler görünüyor, artist kocam her zaman olduğu gibi geç yiyelim kek yemeden götürmem seni buradan diyor ama ben yemem diyorum, sokaklarda dolanıyoruz ama bugün cumartesi ve dükkanlar gene erken kapandığından market gene yok öfff pöfff yapıyoruz, fotoğraf çekecek halde kalmadı artık çünkü kocam titremeye başladı benim şalımı bölüştük çoğunu ona örtüyorum donuyor adam, hızlı adımlarla hareket ediyoruz ve tekrar metro bulmamız lazım tren istasyonuna gitmeye karar veriyoruz bu şekilde daha fazla gezemeyiz ayrıca istasyonun karşısında birde market vardı sabah alış-veriş yapmıştık o açıktır diyoruz ve metro aramaya koyuluyoruz, o ara sokaklarda biraz kayboluyoruz ve sonunda bir U tabelası gördük yaşasın metro gidip yönümüzü tayin ettikten sonra 1-2 dakika içinde geliyor metro ve gidiyoruz saat 18:00 daha vakit var ama gezecek durum yok varıyoruz istasyonumuza markete koşturuyoruz. Evet kapalı sokakları dolanıyoruz yok açık hiçbir yer yok en son uzakta bir market tabelası görüyoruz oraya doğru koşuyoruz ama ne yazık ki açık değil, fakat yanında hemen internet cafe var oraya giriyoruz, Prag için otel bakılacaktı kaç gündür yollardayız internet cafeye girip işlerimizi halledelim diyoruz. Biz aramızda Türkçe konuşurken adamda Türkçe konuşuyor, Türkler işletiyormuş burada biraz takılıyoruz maillere bakıyoruz birkaç mesaj atıyoruz otel bakıyoruz, sonra zaten adam kapatıyoruz diyor bizde çıkıyoruz. İstasyona yürüyoruz ve çantalarımızı alıyoruz emanetten tuvalete gidip bir güzel giyiniyoruz uzun uzun sonra gene aynı yerde çay yapıyoruz. Çay gerçekten müthiş iyi geliyor çantamızda da bulunan birkaç bisküviden yiyoruz bu arada laptopu takıyoruz elektriğe battaniyeyi seriyoruz yere oturuyoruz birkaç göz bizi süzüyor ama fazla takmıyoruz, interrail ci değimli hepsi böyle bunların diyorlardır alt tarafı burada da dükkânların çoğu kapalı istasyon burası dimi 7/24 insan var adamların rahatlığı 6’da dükkânı kapatıyor. J Hayret doğrusu fotoğraflarımızı aktarıyoruz pilimizi şarj ediyoruz ve gitme zamanı geliyor. Gidip trenimizi bulalım diyoruz ama hava gerçekten çok soğuk tren beklenen yer açıkta donarız orada beklersek İskender gidip şöyle bir bakıyor ve beni çağırıyor kapalı bir yer varmış camekanlı orada bekleriz diyor evet gidiyoruz zaten tüm insanlarda içeriye doluşmuş dışarıda beklenecek durum yok zaten içeri girdik bir de yağmur başladı oh be diyoruz en azından sokaklarda değiliz biraz sonra geliyor trenimiz ve biniyoruz. Bu trende kuşetlidir, gene 6 kişi birden nasıl gidilecek bakacağız, vagonumuzu buluyoruz henüz hiç kimseler yok her gelene acaba bumu omu diye İskender’le oyun oynuyoruz, J bizim yerimiz gene kapı önünde karşılıklı koltuklar tren gene eminim çok kalabalıktır birazdan geliyor koltukların sahibi bir kadın ve 13-14 yaşlarında bir çocuk onlar cam önüne geçiyorlar yanımızdaki koltuk hala boş 2 gündür neredeyse doğru dürüst uyumuyoruz bu performans nerden geliyor bilemiyorum. İstanbul da olsa yıkılmıştım ama tüm gün buna rağmen gene de koşturduk, İskender uzanmamı istiyor ıh mıh diyorum, ama yanımdaki koltuk boş kafamı oraya koyarak uzanıyorum, tren çoktan hareket etti bile gelen olsaydı bu saate kadar gelirdi. Şişme boyun yastıklarımızı da şişirip kafamı koyuyorum doğrusu bu şekilde biraz uyumuşum en son adamın tekinin geldiğini ve bizden müsaade istediğini hatırlıyorum. Adam oturmak için İskender’in yanına geçti benim yanıma da bir çantasını koydu sesimizi çıkartamadık, ne diyeceğiz ki; “ben yatıyordum oradan al çantanı” denir mi, neyse kendi koltuğumda uyumaya çalışıyorum sonuçta en azından sessiz bir ortam var kimse konuşmuyor. İskender’in üzerine de bacaklarımı uzattım daha ne isterim, bu şekilde uyumaya çalışıyoruz. Ama trenden indiğimizde, İskender söyleniyor bir türlü uyutmadın beni, 15 dakika da bir saati sordun diyor; (ilk gün trende ineceğimiz yeri kaçırınca böyle oluyor insan) eee uyuyup kalıcam diye tedirgin oluyorum sonuçta saat 04:00 de Prag da olacağız uykunun kötü bastırdığı saatler, çok geçmeden Prag terminale varıyoruz…


Bugünkü harcamalar:

Tren Sup.
:
 10€
:
 1€
Kahvaltı
:
 4€
Market
:
 7€
Tuvalet
:
 1€
Dönme Dolap
:
 17€
Akşam Yemek
:
 10€
İnternet
:
 2€
Emanet
:
 2€