Fransa Günleri

20 Ağustos 2011 Cumartesi Fransa-Paris

Gece yarısı Paris Lyon tren garındayız ne yapalım diye düşünüyoruz önce internet bulabilir miyiz diye laptopı kurcalıyoruz ve biraz terminali inceliyoruz sonuçta bu gece tren istasyonundayız gibi görünüyor, aslında İtalya dan daha iyi görünüyor baya kalabalık saat şu an 00:30 tabi gecenin ilerleyen saatlerinde neler olur bilenmez, açız ama açlığı da düşünecek halde değiliz, internet aramalarımız boşa çıkınca bir de tabi laptop un şarjı bitince biraz dışarı çıkalım diyoruz ve sokaklarda dolaşmaya başlıyoruz. Garın karşısındaki sokaklara daldık yürüyoruz, bir otel çıktı karşımıza soralım ücreti diyoruz ne kaybederiz zili çalıyor ve soruyor İskender 120€ dedi adam teşekkür ederiz dedik, çok değil aslında bizde internetten Paris için 80€ dan aşağı bulamamıştık ama tabi ki 120€ veremeyiz, gider terminalde yatarız. Otelde ki adam daha ileriye gidin dedi bize, ilerlemeye devam ettik saat çok geç yorgunuz sokaklarda kimse yok bir otel buluyoruz zenci bir adam kapı önünde İskender oda var mı diyor sonrada ne kadar diyor adama, adam bizi içeri davet ediyor ve alıyor kalemi kâğıdı eline normalde 85-97€ arası olduğu yazıyor tarifede onu gösteriyor bize ama ben size 75€ yapacağım diyor, İskender’in internetten bulduğu otel 80€ idi gözlerinde görüyorum ifadeyi iyi diyor bana ama ben 70€ olsun diyorum adam kabul etmiyor J bende fenayım yani, sonra 75€ oracıkta kabul edip işlemleri yapıp odamıza çıkıyoruz. İnanamıyorum sokakta değil otelde kalacağız hemen çıkıyoruz yukarıya odayı beğeniyorum Roma da kinden çok farkı yok duş, tuvalet, sabun, LCD TV, temiz hertaraf he zaten bu otel 2 yıldızlıyım diyor neyse soyunup dökülüyoruz ve saat 02:00 olmuş bir oh çekiyoruz ki sormayın sonra ikimizde derin bir uykuya dalmışız…




20 Ağustos 2011 Cumartesi Fransa-Paris

Sabah yine de çok geç kalkmıyoruz hemen hazırlanıp, tüm Parisi turlamamız lazım dünden sonra duş almak üstümüzü değiştirmek ve uyumak çok iyi geliyor canlanıyoruz yeniden, hemen aşağıya inip bir gece daha kalacağımızı söylüyoruz ve tüm parisi gezmeye  başlıyoruz, Paris büyük bir şehir öncelikle haritadan nereye gideceğimize karar veriyoruz en önemli olan yer Eyfel kulesi oraya gidelim diyoruz ve bunun için metroya binmemiz gerekiyor. Metro istasyonuna gidiyoruz ve kişi başı 1,70€ ya bilet alıyoruz aslında bindiğimiz durakta kimseler yoktu bir bilet alıp ikimizde geçebilirdik ama sonradan aklımız başımıza geliyor ve metro ya binip Eyfel kulesine gidiyoruz. Eyfel kulesinin önü park yeşillik piknik için süper zaten kahvaltı yapmadık en son nerede yemek yemiştik hatırlamıyorum, gelirken marketten alış-veriş yaptık sabah çayımızı da yapıp termosumuza koymuştuk oturup bir güzel yemeğimizi yiyoruz. Eyfel kulesine yaklaşmamız bile 1 saat sürüyor fotoğraf çekmek için çok oyalanıyoruz. Sonra Eyfel in yanına gittiğimizde ikimizde de yukarıya çıkmak için istek var ama en üst katı değil orta katı, orta kat ücreti 4,70€ bir kişi ücreti biz iki kişi parası verip çıkıyoruz ama ne çıkma öldük yorgunluktan suyumuz yetmeyecek diye korkuyoruz, çünkü Eyfel in orada su 5€, İskender bunu duyunca çıldırıyor ağzımız kurumuş sıcak bir taraftan neyse dinlene dinlene çıkıyoruz ama manzara müthiş birde tel germemiş olsalar süper olacak ama yine de iyi fotoğralar çekiyoruz tam 3 saatimizi alıyor Eyfel kulesi sonra Seine Nehri boyunca yürüdük ve Notre Dome katedraline gittik ama baya var arası Paris büyük bir şehir aslında yürüyerek gezilmez ama o yol üzerinde de görmek istediğimiz yerler var o yüzden yürüyoruz, baya baya geçiyor zaman akşam oldu tam 11 saat yürüdükten sonra otele saat 21:30 gibi gene yürüye yürüye döndük çok yorgunuz yarın sabah otelden ayrılacağız ama bavulları bırakıp Versail Sarayına gideceğiz ve diğer kalan yerlere şimdi duş yapıp çıkıyoruz yiyecek bir şeyler almaya sabahtan beri hiç birşey yemedik sabah alış-veriş yaptığımız market çok güzeldi gene oradan alalım bir şeyler diyorum hızlıca gidiyoruz. Tam kapının önündeyiz adamda kapıyı kilitliyor yok olmaz girelim falan filan yemiyor açmıyor adam kapıyı çare yok Mc in yolları göründü menülerimizi yiyip otele geri dönüyoruz ve yarın akşam Brüksel oteli için yer baktık rezervasyonu yapıp sızmışız...

19-20 geceleri için Otel:
150€ (iki kişi 2 gece) (Kredi kart)
Market :
10€ (kredi kart)
Metro   :
3,40 (iki kişi)
Eyfel kule çıkış :
9,40€ (iki kişi) (kredi kart)
Su  :
1€
Mc yemek:
13€ (kredi kart)
Su
1 €










21 Ağustos 2011 Pazar Fransa-Paris Akşam Brüksel

Sabah olduğunda otelden çıkış yapmamız gerekiyordu toparlandık ve kahvaltı için market alışverişi için dışarı çıktık gene o beğendiğimiz markete gidelim diyoruz ama yanına gittiğimizde bu günün Pazar olduğu aklımıza geliyor ve bir çok yerinde kapalı olduğunu görüyoruz, market için fazla dolanıyoruz ama bir şeyler alıp gidiyoruz odamıza kahvaltı yapıp eşyalarımızı toparladık ve çantaları aşağıya indirdik ve akşama Brüksel’e gidebilmek için gara rezervasyon yapmaya gittik, sonrada gezmediğimiz yerleri bitireceğiz. Gara gittik ve gene her yerde olduğu gibi ticket bölümünde sıraya girdik, sıra bize geldiğinde Brüksel’e o gün için tren olmadığını öğrendik büyük bir panik ve üzüntü içinde nasıl yani bir daha soruyoruz yer yok diyor, derdimizi anlatmada zorluk çektik biz başka bir alternatif varmı dememize rağmen kadının yetersiz ingilizcesi bizi anlayamadı depart imadete gişesine gidip birde oradan soralım dedik (gişe hemen bilet alabilmek için)  gişedeki kadın bize Lilli aktarmalı bir alternatif olduğunu söyledi 14:30 da Paris Nord dan kalkıyor ve 1 saat sürüyor. Lilli de 2 saat kadar bekliyor, ondan sonra saat 17:30 da Lilli den, Brüksel’e biniliyor ve bilet 68€ yuhhh diyorum en fazla suplement ücretini burada veriyoruz ama çaresiz kabul ediyoruz. Bu demek oluyor ki, Paris teki tüm planlar iptal gidip bavulları almamız ve trene yetişmemiz lazım bilet işleriyle uğraşırken baya zaman geçti, o sıradan bu sıraya koşturduk o yüzden burada da fazla oyalandık dolayısıyla sadece bavulları alıp trene binmeye vakit kaldı, bir taraftan çok üzgünüz diğer taraftan değil sonuçta dün Paris’te deli gibi dolaştık görebileceğimiz yerleri gördük ama bu kadarmış çok istediğim Versailles sarayını göremeden gidiyorum. L Hemen çıkıyoruz ve tekrar otele çantalarımızı alıp terminale dönüyoruz. Öncelikle Paris Nord istasyonuna gitmemiz lazım, biz Paris Lyon istasyonundayız, banliyö treni önce onu bulmaya çalışıyoruz, en alt taraftan kalkıyormuş gidip buluyoruz treni şimdi burada şöyle bir sorun var, sorun değil aslında interrail biletleri banliyö trenlerinde geçiyor, geçiyor geçmesine de turnikeden nasıl geçeceğiz bakınıyoruz aval aval sonra bilet bölümüne gidip soruyoruz bizim interrail biletimiz var bu trene binmek istiyoruz diyoruz adam 1 kişi mi diye soruyor 2 kişi diyoruz ve tam 4 tane bilet veriyor küçücük bir kart, bunları turnikeye okutuyorsun, biz okuttuktan sonra biletleri attık ve sorunsuz bir şekilde bindik trenimize ve oh ne güzel para vermedik diye de sevindik, yalnız adamın niye 4 tane bilet verdiğini anlamadık yanlış anladı bizi herhalde falan diyoruz kendi kendimize tren çok geçmeden geldi Paris Nord istasyonuna, çantaları alıp hemen indik ama anladık ki istasyondan çıkmak içinde kart okutmak gerekiyormuş J o geride kalan biletleri okutup neyse ki burada hapis kalmaktan kurtulduk şimdi TGV trenimizin nereden kalktığını bulmamız gerekiyor neyse ki zor olmuyor tabeladan kontrol ediyoruz ve trenin nereden kalkacağını da bulduktan sonra daha vaktimiz var dışarı çıkıp bir şeyler yiyelim diyoruz. Nord İstasyonu da tarihi bir yapı çok hoşuma gidiyor dışarı çıkıp fotoğraf çekiyorum ve tren istasyonuna yakın bir yerde kebapçı var döner ekmek yiyoruz ben hiç beğenmiyorum zaten yiyemeyip bırakıyorum ama sevgili kocam onu da yiyorrrr bırakır mı hiç J zaten yemek yiyecek kadar vaktimiz var fazla gezemeden istasyona dönüyoruz ve Lilli trenimize biniyoruz. Saat 14:30 da tren hareket ediyor ve saat 17:30 da Lilli tren istasyonundayız burada 2 saat zamanımız var önce biraz keşif yapıp sonra çıkıyoruz dışarıya şehrin dışında sanırım istasyon uzakta tarihi yapılar görüyoruz fakat 2 saatte gidip-gelmeye değmez diyoruz ve istasyona yakın yeşilliklerin üzerine yayılıyoruz biraz uzanıyoruz birazda fotoğraf çekiyoruz ve vaktimizi böylelikle doldurmuş oluyoruz. Gidip trenimizi arıyoruz 1 saat sürecek yolculuk saat 18:30 gibi Brüksel de oluyoruz, rezervasyon yaptığımız otel ne yazık ki merkezden çok uzak olduğunu anlıyoruz. Metro ya binmemiz gerekiyor bunun için bilet almak lazım kocam giriyor sıraya ve beş defa binmelik kartlar var 7,30€ ondan iki tane alalım diyor napıyosun diyorum bir tane yeterli önce otelin yakın olduğunu düşündüğünden otele yerleşir sonra tekrar ineriz Brüksel’e diye hesap yapıyor aklınca yok yok zor ikna edip bir bilet alıyoruz ve bileti bir İskender için bir benim için okutuyoruz ama tam İskender geçerken baktık arkasından 2 tane gezgin çocuk sırtlarında koca çanta onlarda geçiyor turnikeden o zaman İskender biraz üzülüyor bende demiyorum bak gördün mü keşke tek bilet alsaydık diye demiş kadar oldum çünkü, J Metronun ne yazık ki en son durağında iniyoruz orada inmemizde yetmiyor sırtımızda çantalarla 1 saat yürüyoruz berbat bir yerde otel inanılmaz sessiz sanırım sayfiye yeri burası çok pişmanız ama yapacak birşey yok oteli arıyoruz ve sonunda saat 20:00 da otelde oluyoruz. Otel güzel odamız gayet güzel Roma da ki gibi 39€ iki kişi ucuz yani bu paraya en iyisi ama yeri, neyse diyoruz ve yerleşiyoruz sonra etrafı keşke çıkıyoruz gerçi ölü bir sessizlik var ve yürüyoruz, yürüdükçe sessizlik daha da hakim sonra uzaklardan bir yerden müzik sesleri yükseliyor hem de öyle böyle değil disko falan var diyoruz ilerlemeye devam ediyoruz. İlerde alış-veriş merkezi var gibi devam ediyoruz yürümeye ama hava soğuk üşüyoruz biraz, yolda yürürken Türkçe kelimeler duyuyoruz bakınıyoruz genç çocuklar Türk müsünüz diyoruz Türk’üz diyorlar biz yemek yenecek yer bakıyoruz da var mı buralarda diyoruz kız tarif ediyor üst geçitten geçin karşıya oralarda her şey var diyor yarım yamalak Türkçe si ile yürümeye devam buralar bize aslında kendi yaşadığımız yerleri anımsatıyor, sonuçta bilmeden 2 turist gelse Kurtköy’e bir alış-veriş merkezi bile bulması zor onun gibi yani o yüzden fazla kızmıyoruz, olsun ama her şeye rağmen keyfimiz yerinde giderken çok eğleniyoruz kocamla her yer olabildiğine ıssız, o yüzden her türlü şebekliği yapıyorum kocamın sırtına zıplıyorum kovalıyoruz birbirimizi kendimizi çok özgür hissediyoruz. Ama şimdi Brüksel merkezde olsaydık gece yarısına kadar oraları gezerdik daha iyi olurdu L neyse kızın dediği yeri buluyoruz her yer kapalı sadece restoranlar açık belli burada oturan halkın geldiği yerler çocuklar için park falan var gidip hamburger satan bir yerde oturuyoruz, bu arada anlıyoruz ki yanlış metro istasyonunda inmişiz çünkü burada da bir durak var ve burası daha yakın otele neyse bari sabah en azından çok yürümeyeceğiz buradaki istasyondan bineriz diyoruz ve böyle böyle devam ediyor kendimizi avutmalarımız, kulağımıza gene hep Türkçe kelimeler geliyor buralar Türk kaynıyor yahu yan masadakilerde Türk tüm konuşmaları duyuyoruz ama konuşmaları fena, nasıl derler düzgün Türkçe değil birazda cahilce açıkçası utanıyorum biraz Türk olduklarından dolayı yemeğimizi yiyip gidelim diyoruz. Baya yol yürüdük buraya gelmek için geri gitmesi var, otele doğru yol alıyoruz, karanlık oldu bile ürke ürke gidiyoruz koştur koştur otele doğru gidip Brugge ve Amsterdam otel rezervasyonlarını yapıp uyuyoruz.  
 




 Bugün için harcamalar



Kahvaltı Market
: 4,5€
Paris Nord (Döner ekmek)
: 13€
Tuvalet
: 50 sent
Brüksel Tren sup.
: 68€ (iki kişi) (kredi kart)
Brüksel Metro
: 7,30€
Brüksel Otel
: 39€ (kredi kart)
Akşam Yemek
: 13€(kredi kartı)